Hayat her zaman istediğimiz gibi olmuyor biliyorsunuz. Hatta belki de çoğu zaman… Bu durumlarda içimizdeki küçük şeytana yeniliriz ve aklımıza bin türlü şey gelir. Neden hep ben? Hiç yüzüm gülmeyecek mi? Yaşamak istemiyorum. Hayat amacım kalmadı…
Bugün küçük şeytanımızı sonsuza kadar susturalım ne dersiniz? İlk sorumuzdan başlayalım o zaman…
Neden hep ben? Sence bu soruyu gerçekten içinden gelerek mi soruyorsun diye sorarlar adama. İlk olmadığını seninle aynı durumda olan ve şuanda eski günlerine gülüp geçen birçok insan tanıyorum. İlk örneği de benim… İnsan böyle durumlarda kendini dış dünyaya o kadar kapatır ki olanların farkına varmaz. Her zaman iç dünyasına kulak verir. Kendini hayatın akışını bırakır inceldiği yerden kopsun dersin. Bu doğru bir yöntem mi tabi ki de hayır. Peki, doğru olan ne? Hayıflanmamak küçük şeyleri abartmamak belki de biraz polyanacılık oynamak…’’Şanssızlığa katlanabiliriz, çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan, yaptığımız hatalara hayıflanmaktır ‘’eğer illaki bir şey için sitem etmek istiyorsanız bunlar sadece hatalarınız olmalıdır. Tabi hayattan soğumak için değil sadece hayatınıza ışık tutması için…
Hiç yüzüm gülmeyecek mi? Hayır sen sürekli bu şekilde olumsuz düşünürsen yüzün hiç gülmeyecek… Olumsuz şeylere o kadar odaklanmışsınızdır ki kötü bir şey olduğunda işte ben demiştim demekten kendinizi alamıyorsunuz diyebilirim. Her zaman derler küçük şeylerden mutlu olmayı bilmelisiniz siz bu durumda bırakın küçük şeyleri büyük olaylarda bile mutluluğunuz o kadar kısa sürer ki… Üzülerek söylüyorum ki elinizdekilerin değerini bilmiyorsunuz. Eğer hala bu yazıyı okuyabiliyorsanız bundan sonra yüzünüzün gülmemesi için bir neden yok bence. Çoğumuzun yaptığı hata şu aslında şükretmeyi bilmiyoruz. Sürekli daha fazlasını istiyoruz .Her şeyi ayağımıza istiyoruz mutluluğu bile…eğer gerçekten hiç yüzüm gülmeyecek mi sorusuna cevap arıyorsanız yatağınıza uzanın ve bugünü kendinize ayırın. Sonra hayatınızı gözden geçirmeye başlayın sizi üzen durumlara bu sefer farklı bir bakış açısıyla yaklaşın.’’ Küçük şeylere fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir.’’eminim hayatınızda kafa yoracak daha önemli ve sonuca ulaştığınızda sizi mutlu edecek olaylar vardır beyninizi sadece onlara yormalısınız…
Yaşamak istemiyorum…
Evet, itiraf ediyorum bunu bende çoğu zaman söylüyorum. Şöyle bir durup soruyorum kendi kendime bir gün ölümle burun buruna gelsen ne yapardın? Büyük ihtimalle allahım lütfen kurtar beni diye yalvarmaya başlardım. Hani derler ya davulun sesi uzaktan hoş gelir; bu durumda öyle işte. Biri öldüğünde kurtuldu kendisi; olan geride bıraktıklarına oldu deriz. Ben buna katılmıyorum ölenin yarım bıraktığı ve henüz yaşamadığı birçok şey kalmıştır… Geride kalanlar yıllar sonra bile olsa hayatlarına devam edecekler peki ya giden? Görüyorsunuz ölmek o kadar da kolay değil neden o kadar kolay ağzımızdan çıkabiliyor o zaman bende bilmiyorum.’’ Ölümün bizi nerde beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.’’hala ölmek için çırpınan arkadaşlarıma sesleniyorum:
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti
Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür
şimdi size tekrar soruyorum yaşamak mı istiyorsunuz yoksa kolay yoldan kaçıp gitmek mi?
Hayat amacım yok…
Bu aslında kilit sorumuzdu.’’nereye gittiğinizi bilmiyorsanız seçeceğiniz yolun bir önemi yoktur .‘’sonra ne olur biliyor musunuz? Aksi huysuz hiçbir şeyden zevk almayan konuşmayı unutan biri haline gelirsiniz. Çevrenizdekileri kendinizden yavaş yavaş uzaklaştırırsınız bir bakmışsınız unutulmuş kimsenin aramadığı biri olmuşsunuz. Hayat sürprizlerle doldur bir bakmışsın yerin dibindesin bir bakmışsın göklerde… onu bir oyun hamuru gibi düşünün bir çocuğun eline vermekte sizin eliniz bir sanatkarın eline vermekte… Yalnızlık çok iyi bir sırdaş olabilir aynı zamanda en kötü düşmanınızdır bunu sakın unutmayın… Bu yazıyı okuduktan sonra size düsen kendinize hayat amacı belirlemek daha sonrasında bunun için yılmadan savaşmak umudunuzu asla yitirmemek. Sizin başarı hikâyesi yazılmış birçok insandan farkınız olmadığını görmelisiniz. Neden sizin de azminiz bir başarı hikâyesiyle taçlandırılmasın ki?